Kendi helikopterine sahip olmak çoğu zaman uzun süren bir hayalin son noktası olarak görülür. Uçuş hayali kurulur, model seçilir, eğitim tamamlanır ve sonunda Robinson sahibi olunur. Ancak gerçekte satın alma süreci yalnızca yeni bir dönemin başlangıcıdır. Özellikle ilk yıl, pilotun yeni alışkanlıklar kazandığı, kendi rotalarını keşfettiği ve helikopterin günlük yaşamına ne kadar iyi uyduğunu anlamaya başladığı önemli bir dönemdir.
İlk birkaç ay genellikle alışma süreciyle geçer. Pilot daha önce uçuş deneyimine sahip olsa bile kendi helikopterine sahip olmak tamamen farklı bir deneyimdir. Artık her uçuş öncesinde helikopter kiralamaya veya hava aracının müsaitlik durumuna göre plan yapmaya gerek kalmaz. Seyahatler önceden planlanabilir ve zamanla kişisel bir uçuş programı oluşturulabilir.
En önemli değişikliklerden biri mesafelere bakış açısının değişmesidir. Robinson sahibi olduktan sonra daha önce sık kullanılan rotalar farklı görünmeye başlayabilir. Daha önce otomobille birkaç saat süren bir yolculuk kısa bir uçuşa dönüşebilir. Pilot zamanla haritaya yalnızca kara yolları açısından değil, olası hava rotaları açısından da bakmaya başlar.
İlk yıl içinde birçok sahip, satın almadan önce düşündüğünden daha sık uçmaya başlar. Bunun nedeni basittir: Helikopter ihtiyaç duyulan anda hazır olduğunda yalnızca uzun seyahatler için değil, kısa geziler, hafta sonu planları ve iş amaçlı yolculuklar için de daha fazla kullanılabilir.
Zamanla sahiplerin kendilerine ait favori rotaları oluşur. Bazıları Robinson’u şehir dışına çıkmak için kullanır, bazıları farklı iş noktaları arasında uçuş gerçekleştirir, bazıları ise farklı bölgeleri keşfetmeye başlar. Helikopter giderek sıra dışı bir araç olmaktan çıkar ve günlük ulaşımın doğal bir parçası haline gelir.
Seyahat planlaması da sahipliğin önemli bir parçasına dönüşür. Pilot hava koşullarını, rotayı, uçuş süresini ve gidilecek bölgenin özelliklerini dikkate almaya başlar. Deneyim arttıkça bu süreç doğal hale gelir ve uçuş hazırlığı daha kolay yapılır.
İlk yıl aynı zamanda sahibinin gerçek ihtiyaçlarını daha iyi anlamasını sağlar. Örneğin pilot uçuşlarının büyük bölümünü yolcularla yaptığını veya tam tersine tek başına uçmayı tercih ettiğini fark edebilir. Bazı sahipler daha uzun seyahatlere yönelirken, bazıları Robinson’u çoğunlukla kısa uçuşlar için kullanır. Seçilen modelin yaşam tarzına gerçekten uygun olup olmadığını en iyi gösteren şey gerçek kullanım deneyimidir.
Birçok kişi için ilk yıl, helikopterin bir hayal olmaktan çıkıp gerçek bir araca dönüştiği dönemdir. Robinson iş, seyahat, dinlenme ve kişisel yolculukların bir parçası haline gelebilir. Bununla birlikte sahipliğin asıl değeri yalnızca helikopterin kendisinde değil, zamanı ve rotaları bağımsız şekilde planlayabilme özgürlüğündedir.
Bu nedenle Robinson sahipliğinin ilk yılı oldukça öğretici olabilir. Pilot bu süreçte kendi helikopterine sahip olmaktan ne kadar keyif aldığını, hangi rotaların ilgisini çektiğini ve günlük yaşamının nasıl değiştiğini daha iyi anlar. En önemlisi ise yalnızca teknik özellikleri okuyarak veya birkaç kiralık uçuş gerçekleştirerek elde edilemeyecek gerçek bir deneyim kazanır.
Robinson satın almayı düşünen biri için bu deneyim özellikle değerlidir. Kendi helikopterine sahip olmak yalnızca uçabilmek anlamına gelmez. Seyahatleri planlamanın, boş zamanı değerlendirmenin ve daha önce ulaşılması zor veya zaman alan yerlere daha kolay ulaşmanın yeni bir yolunu sunar.
Bu nedenle birçok sahip için ilk yıl, yalnızca yeni bir helikoptere alışma dönemi değil, tamamen yeni bir yaşam tarzının başlangıcı haline gelir.